9 Haziran 2013 Pazar

Devlet eli nereye kadar?

Not: "Bu yazıyı Taksim Gezi Parkı olaylarından bir hafta kadar önce kaleme almıştım, yeni yayınlıyorum. Gezi Parkı değerlendirmeleri yakında..." 

İnsanların bireysel özgürlük sınırları nerede başlar nerede biter ve devlet buna nereye kadar müdahale edebilir? 

Tüm bu hususlar demokratik anayasada belirtilmesine rağmen son derece ucu açık durumdadır. Anayasada devletin vatandaşlarını alkol gibi zararlı alışkanlıklardan korumasına ilişkin maddeler yer alıyor. Anayasa’da aynen şu ifadeler kullanıyor: “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır”. 

Burada “gerekli tedbir” sözü, ucu açık olmasına rağmen, kişisel özgürlüklerle ilgili konuyla çakışıp çakışmadığına bakılması gerekir. Ki aklı başında herkes çakıştığını rahatça söyleyecektir. O zaman eskiye dönüp devlet artık bize hangi kitabı okuyup hangisini okuyamayacağımızı da söyleyecek midir?! 

Anayasal ucu açık kılıflar kullanılarak her şey yasaklanabilir. Şunları yeniden hatırlatayım, anlayanlar için: 

II. Dünya Savaşı sırasında Rahip Pastör Nie Moeller'in söylediği gibi: 

"Önce Yahudiler için geldiler, Sesimi çıkarmadım, çünkü ben Yahudi değildim 
Sonra komünistler için geldiler Sesimi çıkarmadım çünkü komünist değildim 
Sonra sendikacılar için geldiler, sendikacı olmadığım için yine sesimi çıkarmadım 
Sonra benim için geldiler 
Ses çıkaracak kimse kalmamıştı…" 

 Ya da Alev Alatlı'nın uyardığı gibi:
 "bir mıh kaybettik, naldan olduk 
bir nal kaybettik, attan olduk 
bir at kaybettik, askerden olduk 
bir asker kaybettik, ordudan olduk 
bir ordu kaybettik, vatandan olduk..." 

 Kaldı ki, kötü alışkanlıklar yasaklamayla değil, eğitimle çözülebilir. Televizyonda sigara ve alkol görüntülerinin üstünü kapamakla gerçekten kimse anlamıyor mu, bu kadar dummy bir nesil miyiz? Alkol sorununu aile ve eğitim sistemi çözmelidir, devlet yasağı değil. Hele ki turizm cenneti bir ülkede bu kadar keskin sınırlarla çizili hususlar belirlemek, ülkenin en büyük gelir kaynaklarından turizmi de baltalayacaktır. 

Geçen yıl Fransız bir arkadaşımızı İstanbul’da gezdiriyorduk. Ulus Parkına da götürdük, fotoğraf çekmek istemişti. İstanbullular bilir, en güzel manzaralardan biri de oradadır. Arkadaşımızın elinde saatler önce başka yerde içtiği boş bira kutusu vardı ve yere atmak istemediği için elinde dolaştırıyor ve çöp tenekesi arıyordu. O sırada parkta bir polis yanına geldi ve dedi ki:” Burası İslami bir ülke içki içtirmeyiz, ya buradan gitsin ya da sınırdışı ederim.”. Açıklamaya çalıştık ancak anlamak istemedi. Turist olduğunu, çöp tenekesi aradığını, parkta içmediğini, bu gibi tavırların doğru olmadığını söylememize rağmen parktan bizi kovdu ve turist arkadaşımızı fotoğraf da çekemedi. Kendisine durumu nasıl izah edeceğimizi şaşırdık. Daha o zamandan suların ne yöne akacağı belliydi. 

Alkol ile ilgili saat kısıtlamalarında örnek verilen ve bize göre medeni anlamda daha gelişmiş Avrupa ülkelerine gelince,bahse konu ülkelerin gelir ve refah seviyeleri, kişisel özgürlük alanları da dikkate alınmalıdır. Önce o konuları bir örnek alalım, sonra sıra alkole gelir gelir zaten. 

Diyelim devlet bizi kötü alışkanlıklardan korumak adına baba rolünü giyiyor. O halde GDO yani Genetiği değiştirilmiş olan ürünleri ne demeye bize yedirmeye devam ediyor? Üstelik bunların kanser yaptığı yüzde yüz kesinken? Hadi yedik, kanser de olduk diyelim. Neden bu hastalıkla ilgili gerekli tüm ilaçları getirmiyor ve tam teşekküllü bir sağlık desteği sağlamıyor? 

Ben yakınımdan biliyorum, hadi en gerekli ve ülkede satılmayan, herkesin kendi parasıyla getirttiği temel kanser ilaçlarını geçelim, kemoterapide mide bulantısını tamamen engelleyen bir hap var, 3 tek kapsül 170 TL civarı bir şey, bunu da devletin karşılamadığını biliyor musunuz? Yani deniyor ki, tamam öldürmemeye çalışıyoruz ama süründürmeye meyilliyiz…


0 yorum:

 
design by suckmylolly.com