22 Ağustos 2008 Cuma

Bilgi çöplüğü ve dezenformasyon tehlikesi

-->

Son yüzyılda internet, basın, medya, kitaplar, herşey artık yavaş yavaş bir bilgi çöplüğü haline geldi. Herkes her istediğini araştırmadan, doğru yanlış önemsemeden, gerek çıkarlı gerek çıkarsız, gerek taraflı gerek tarafsız umarsızca yazıyor. Konunun uzmanlarının ne dediği de önemli değil artık, birkaç kitap okuyan uzman veya araştırmacı kisvesinde dolaşıyor zaten, gerçek uzmanlara ne gerek var ?!

Peki insanları yanlış yönlendirmek neden bu kadar kolay?
Bunu şöyle özetlemek mümkün:


1-Bilgi sahibi olanları dezenformasyon ile
2-Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan garibanları ise direkt olarak
Öncelikle dezenformasyonun anlamını Fetzer’in yorumuyla açıklayalım:

“Dezenformasyon, eksik, yanlış ya da bir başka deyişle inandırıcı olmaktan uzak bilgilerin, belli bir kitleyi gerçekler hakkında yanıltmak amacıyla yayılmasıdır. Bazen kitle, bu tip bilgilerin kaynağı hakkında bilgilendirilir, buna açık dezenformasyon denir. Fakat bazen, bu eylem, bilgilerin kaynağı hakkında hiçbir kimlik tanımlaması olmadan ya da yanlış kaynak sunularak yapılır. Bu durum da kapalı dezenformasyon olarak tanımlanır. Dezenformasyonun niceliğini ve niteliğini yargılamak güçtür ama, politik amaçlara ya da hedeflere ulaşmak için kullanılan, yalan söyleme hareketi olarak da tarif edilebilir.”

Misinformation denilen ve ardında bir niyet olmadan yapılan yanlış bilgilendirme ile, belli bir amaca hizmet etmek için belirli örgütlerce yapılan Disinformation kavramlarını da karıştırmamak gerekir.

Örneğin Pilli network sitelerinden birinde sürekli bir anayasa profesörünün Kuran incelemeleri ve yorumları yazılıyor. Bu adam belli ki saygıdeğer biri, bir profesör, millete hizmet ettiği birçok konu var, fakat ne zaman din alimi oldu? İlahiyat okudu da biz mi kaçırdık? Uzmanı olmadığı, orjinal dilini bilmediği, dinler tarihini bilmediği halde, neden kendi şahsi yorumlarını insanların gözlerine sokuyor? Buradan her ilahiyat okuyanın da dinle ilgili herşeyi doğru yorumladığını düşündüğüm de sanılmasın. Fakat, bir dini yanlış yaşayan ve gösterenlerle, ilgili dini veya dinleri yargılamak yani pire için yorgan yakmak doğru değildir. Bazıları bilinçli olarak yobazlığa, bazıları da bilinçli olarak dinsizliğe itmeye çalışıyor, ama bunların dezenformasyon propagandaları nedeniyle işin ortası gözden kaçırılıyor.

Dezenformasyon, çağımızın vebasıdır ve gittikçe kitleleri etkisi altına almaktadır. Bu iş nasıl yürüyor kısaca bakalım:

- Dünyanın efendileri uzun vadeli bir plan yapar ve bu planı ülkelerin efendilerine iletir.
- Ülkelerin efendileri her yıl Bilderberg toplantılarında dünyanın bir yıllık kısa vadeli geleceğini çizer, kararlaştırır, yapılacak savaşlar, saldırılar, hareketler herşey ince ayrıntısına kadar planlanır.
-Yeni dünya düzeninin efendileri daha sonra bu planlarını, dezenformasyonun efendilerine teslim eder.
-Dezenformasyonun efendileri, yapılması planlanan bu aksiyonları halkın gözünde haklı çıkarmak için her türlü yanlış ve dolaylı bilgilendirme işine girişir.


Dezenformasyon ile halk yanlış, taraflı ve çarpıtılmış bilgilerle aldatılır, manipule edilir, bilinen gerçeklerin inandırıcılığı kaybettirilir veya başka şeylerin gerçekleri kuvvetlendirilir, gündem oluşturulur. Bu işlemler için medya, kitaplar, internet,örgütler, derin devlet kullanılır. Bunların bazıları bilinçli, bazıları bilinçsiz olarak hareket eder. Aşılanması planlanan yanlış bilgi birdenbire de verilmez, çünkü o zaman tepki çeker. Önce onu doğal olarak düşündürtecek küçük küçük olaylar yaratılır, parmakla o olaylar işaret ediliyormuş gibi de yapılmaz. Fakat üst üste bu haberler gelmeye başlayınca yavaş yavaş insan beyinlerine yapmak istedikleri konusundaki amaçlarına ulaşmaya başlarlar. Bazen de bilgi doğru verilir ama kaynağı yanlış gösterilir. Veya kurgu şeklindeki karalama kampanyalarına başlanır. Yavaş yavaş, halk düğmeye basılmasına hazır hale gelecektir.

Yayınlanan birçok kitabın da dezenformasyon amaçlı olduğu ve yabancı istihbarat teşkilatlarınca hazırlattırıldığı defalarca ispatlanmıştır. İnsanların ise okuduklarının kimlerce ve neden yazıldığından haberi dahi olmuyor. Ne de olsa bir kitap diye doğru sanılıyor. Üstelik kitaplarda yüzlerce kaynak da belirtiliyor, toplamda kaç kişi o yabancı dildeki kaynakları açıp gerçekten o insanların neler dediğine bakmıştır ki? Sadece kaynak gösterilen paragrafı da okumak yetmez, bu medyanın magazinde polemik çıkarmak için bir ropörtajı kırparak değişik göstermelerine benzer ancak, yazarın ne dediğini anlamak için kaynak kitabın tamamını okumak gerekir.
Şu an birkaç internet sitesini araştırıp bilgi sahibi olmayı bırakın, birkaç kitap okumakla da bilgi sahibi olmak ne yazık ki mümkün değildir. Olayların derinine inmeden, içyüzünü görmek olanaksızdır.

Teozofi’nin başucu kitaplarından biri olan Secret Doctrine ile ilgili de bir zamanlar karalama çabaları vardı. Bu kitabı Hitler de okumuş olduğu için, bir aralar teozofiye karşı bir dezenformasyon kampanyası başlatılmıştı. Hitler’in kendi ruh hastalığı sebebiyle konuyu tamamen yanlış anlaması Blavatsky’nin mi suçuydu? Bizim deyimimizle , hırsızın hiç mi suçu yok? Blavatsky’nin kitabında bahsedilen Aryan ırkının gelişimi ve geleceği, bilinç gelişmesi ve ruhsal gelişme ile alakalıdır, fiziksel bir ayrımdan bahsedilmemektedir. Ve Aryan ırkından sonra gelecek başka bir ırktan bahsedilmekte ve bu ırkın temsilcilerinin de aramızdan çıkacağından bahsetmektedir. Yeni ırkın daha beyaz olacağından da sözedilir, fakat bu sembolojik bir saflaşma ifadesi de olabilir. Bunu okuyan Hitler, gelecekte dünyayı Almanlar’ın yönetmesini ve Alman hakim bir üst ırk oluşturmak amacıyla, Yahudi’lerden başlamak vasıtasıyla önüne gelen her ırkı yok etme çabasına girişmiştir. Sadece daha esmer olanlara saldırı olsaydı, başka taraflara da yönelebilirdi. Ama Almanlar’dan daha beyaz bir ırk olan Rus’lara da saldırdı Hitler. Aryan ırkı sohbetleri, Hitler'in yapmak istediği şeyin bir kılıfıydı sadece. Nasılsa herkes teozofiyi derinlemesine bilmediğinden, insanlara kendi politikalarını yutturmak için harika bir alet olarak kullanılabilirdi ve kullandı da.

Ülkemizde dezenformasyon ile ilgili son çıkan haberler, ergenekon dosya ve haberleri, bazı gazetecileri bile pes ettirecek seviyeye gelmiştir. Buradan da şunu anlıyoruz ki, gazeteciler bile dezenformasyon için yanlış yönlendirilerek kullanıldıklarının farkına varmış bulunuyorlar.

Ülkemizde en çarpıcı dezenformasyon örneklerinden biri de altın madenciliğidir. Birazdan bu konuda yazacaklarımla ilgili daha detaylı bilgileri, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yayınlanmış olan “Altın hakkında yanlış bilinen gerçekler” adlı küçük bir kitapçıktan ve de oradaki ilgili profesörlerden öğrenebilirsiniz.

90’lı yıllarda basının en çok meşgul olduğu konulardan biriydi Bergama olayları. Bergama’da altın madeni olan köydekiler sürekli gösteriler yapıyorlardı ve Greenpeace de onlara katılıyordu.
Öncelikle Greenpeace son derece şüpheli bir takım hareketler sergilemiş olan bir kuruluştur, özellikle petrol ile ilgili global konularda zaman zaman dezenformasyon için kullanıldığına dair bir takım teoriler vardır ortalıkta. Burada direkt bir suçlamada bulunmuyorum ama örgüt hakkında çıkan teorileri sorgulama hakkımı kullanıyorum.

Şimdi kısaca bazı gerçekleri yazalım:
  • Altın ve gümüş, siyanür liçi yöntemiyle çıkarılır,başka zenginleştirme yöntemi yoktur, bu işlem kapalı devre zenginleştirme tesislerinde yüksek teknolojiyle yapılır. Oldukça seyrelmiş olan atık sular, altı ve etrafı metrelerce korunma tabakalarıyla desteklenmiş açık hava dinlenme tesislerine alınır. Siyanür doğada çok çabuk bozunur ve doğal gübre haline gelir. Bu atık havuzları daha sonra tekrar kapalı devre tesislere beslenir. O havuzlara hayvan veya kuş yaklaşamaz çünkü ses dalgalarıyla onları uzak tutacak sistemler mevcuttur.
  • Greenpeace Türkiye’de altın madenciliğine karşı gösteriler yaptığı sırada, dünyanın birçok medeni ülkesinde siyanür liçiyle altın madenciliği yapılmaktaydı ve Greenpeace her nedense sadece(!) Türkiye’de karşı çıkmaktaydı.
  • Bergama’da altın madenciliği yapılacak arazi için yakındaki köy halkıyla anlaşılmış, köy halkı için daha uzakta resmen bir villa-köy inşa edilmiştir. Tüm köy halkı villa tipi iki katlı, altında ahır olan evlerde yaşamaya başlamış ve neredeyse hepsi de madende işe alınarak geçim kaynağı yaratılmıştır. Gelelim bunların neden ayaklandığına. Sorun şu ki, ayaklanan onlar değildi! Ayaklanan köyün onlar olmadığı, ilgili kurumlarca direkt olarak ispatlanmıştır. Bu insanların madenle bir alakası olmadığı, yakında bir yerlerden olmadıkları tespit edilmiştir.
  • Madencilik şirketleri, madencilik yasalarına göre, tahrip ettiği doğal tabakayı mutlaka eski haline getirmek zorundadır.
  • O zamanlar ikiye ayrılan profesör grubu vardı, büyük bölümü altın madenciliğini savunuyor, bir bölümü ise karşı çıkıyordu. Bu konuyu netleştirmek ve mutabakat sağlamak, tartışmak için profesörler birkaç kez bir araya geldi, basın davet edildi, defalarca telefonlar edildi ama basın zahmet edip gelmedi. Daha sonra profesörler ne kadar köşe yazarı varsa, ne kadar basın kuruluşu varsa, hepsine hergün yüzlerce e-mail, faks gönderdiler. Tek istedikleri televizyonda halkın önünde iki görüşü savunan profesörlerin bir araya getirilmesi ve halkın önünde konunun aydınlatılması idi. Tüm bu çabalar sonunda, bırakın bir ilgi veya cevabı, bir “hayır” yanıtı bile gelmedi.

O zamanlar Türkiye’de siyanür liçi yöntemiyle gümüş elde edilen ve devlete ait olan “Eti Gümüş” vardı ve çalışıyordu. Devlete ait olduğu için oraya insanlar pek bulaştırılmadı.
Bütün bu dezenformasyon çabaları, çok büyük ihtimalle, altın madenciliğinde önde gelen ülkelerin Pazar paylarını kapatmamak için, o ülkeler tarafından örgütlendi. Herkes de yedi.
Aradan yıllar geçti. Peki şimdi ne oldu?
  • Bergama’da altın madenciliğine başlandı.
  • Eti Gümüş özelleştirildi.


O halde bu yaygara niye kopmuştu? O zamanlar yabancı güçlerce pompalanarak karşı çıkılan altın madenciliğine, nasıl oldu da birden bire, sessiz sessiz ve neyin karşılığı olarak yeniden izin verildi (!)?

İnsan düşünmeden edemiyor…Deli olmamak elde değil…

*


















*mediacology.com'daki dezenformasyon döngü şeması


5 yorum:

tnrzclk dedi ki...

uzun zamandır güzel yazılar bekliyordum... iyi hazırlandığını tahmin ediyordum ama bu kadar da iyi ve güzel 2 tane yazıyı ard arda gönderibileceğini inanmamştm.. son zamanlarda netten okuduğum faydalı top10 yazılara girer :) ben bu kadar ciddi yazılar yazamıyorum, özeniyorum sana ama bu kadar uzun ve ciddiyeti yüksek infolar bana göre değil... bir de ciddi ciddi araştırmak :)) onun için her sabah rss ni kontrol etmek zorunda kalıyorum :) aylav so maç =}

Arzu dedi ki...

Sevgili tnrzclk, öncelikle takipçim olmana çok sevindim, hem bunun için hem de yazılarım hakkında sözlerin için çok teşekkür ederim :-) Birşey yazıyorsam mutlaka o konuda daha önce araştırmalarım vardır, o nedenle yazarım, bilgi sahibi olmadığım bir konuda yazmamaya özellikle dikkat ediyorum. Ve önce yazımı hazırlayıp, sonra internette bu konuda kaynak bilgi içeren yerleri kontrol ediyorum ki, insanlara yanlış bilgi vermiş olmayayım diye. Çünkü yapılan herşeye belirli bir sorumluluk ve ciddiyetle yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. Nihayetinde birçok insan okuyor ve bunun sorumluluğunu taşımak kolay birşey değil. Çok sevgilerle,
Arzu

orpen dedi ki...

Öncelikle tebrik ediyorum.Çok güzel tespitler var.Bilgi kirliliği benim de uzun zamandır kafa yorduğum bir konu idi ama yazmama gerek kalmadı sen gereken her şeyi yazmışsın.Bilgi kırıntılarının kültür olarak tanımlanması oldukça yaygınlaştığından gerçek bilgiye ulaşmak için çok daha fazla çaba sarfetmek gerek.Bu yolda adres olmak önemli.Sen bunu başarmışsın tebrikler.

Arzu dedi ki...

Orpen, bu çok güzel ve nazik yorumların için çok teşekkür ediyorum, sevgilerle.

murattt dedi ki...

şaşırmadım desem yalan söylemiş olurum:) tebrik ediyorum.

 
design by suckmylolly.com