27 Aralık 2011 Salı

Van Depreminden aklımızda kalanlar

Meşhur Van Depremi...O kadar çok akılda kalan şey vardı ki...

- Depreme ne organizasyon ne de malzeme olarak ülkenin ve devletin hazır olmadığını hatta hazır olmanın yakınından bile geçmediğini öğrendik.

- Kızılay faciası ( İhtiyacın çok altında çadır stoğu olduğunu öğrendik, İstanbul'da deprem olsa hepimiz sokaktayız.)

- Organizasyon eksikliği ( Yapılan yardımların dağıtılıp organize edilemediğini, yağmalandığını, dağıtılamadığını gördük.)

- Toplanan deprem vergileriyle duble yollar yapıldığını naçizane öğrendik.

- Her mahallede kurulan "Afet Merkezleri"nin artık yerinde olmadığını hep beraber farkettik.

- İhtiyaç yok denilerek yabancı ülkelerin yardım ekibi gönderme taleplerini reddettikten sonra, ilk 4 günde kaç kişinin boş yere öldüğüne şahit olduk. Halbuki daha çok ekip daha çok can kurtarırdı. Devletimizin depremden günler sonra bu konuda hata yaptığını açıklaması canları geri getiremezdi...

- Azra Bebek kurtuldu, maalesef simge Yunus'u kaybettik. Depremi Yunus'un gözlerindeki ifadeyle tanıdı bütün dünya...

- Tv'lerde sadece birkaç sokağı göstererek aslında felaketin küçük boyutlu olduğu yönünde kandırılmaya çalışıldık.

- Enkaz altından twitter'da tweet yazarak yardım isteyenlerin mesajları Akut ve Kızılay'a gönderildi ve bu sayede kurtarılan canlara şahit olduk.

- Twitter üzerinden organize edilen yardım ve dayanışma kampanyaları ile sosyal medyanın başarısı kanıtlandı. http://sosyalmedya.co/van-depremi-sosyal-medya/

- Serkan Balbal ve Burak Özçivit'in Belediye Belediye dolaşarak kolilemeye yardım ettiğine, Twitter üzerinden kolilemeye yardım topladığına şahit olduk, destekleri unutulmayacaktır.

- Şişli Belediyesi Mustafa Sarıgül'ün büyük başarısına şahit olduk. Hem bireysel olarak bölgeye gitti, hem belediyede tonlarca yardım topladı hem de 1000 Van'lı aileyi Şişli'deki aileler yanında misafir etme seferberliği başlattı.

- Tek sorunun çadır değil, seyyar tuvalet-ısıtıcı-battaniye-ayakkabı-kazak gibi maddeler olduğunu gördük.

- Her felakette olduğu gibi, yine toplanan yardımlar arasında kullanılmış iç çamaşırından simli abiye gece kıyafetlerine kadar gönderen uzayda yaşayan insanların olduğunu gördük.

- Televizyondaki yardım kampanyalarına canlı telefon bağlantısıyla bağlanıp X kadar bağış yapan şirketlerin yarısının, ertesi gün iş söyledikleri parayı göndermeye gelince ortadan kaybolduklarını gördük.

- Terör örgütü Pkk'nın çeşitli dernek isimleri altında insanlardan sözde depremzedelere yardım için para toplamaya çalışıp, insanların felaketlerinden çıkar sağladığını gördük.

- Müge Anlı, Yaptığı densiz yorumlarla kendini manşetlere taşımayı başardı, sosyal medyanın hedefi oldu.

- Rock'çılar hemen organize olarak hemen aynı hafta yardım amaçlı "Van için Rock" organizasyonu yaptılar. Bunu Popçular izledi.

- Van'da zor şartlarla kalıp her yere gerçek haberleri ve vaziyeti bildiren Hasan Söylemez ve Harika Uygur'e minnet duyduk.

- Kendi elleriyle yaptıkları okulun enkazında kalan Öğretmenlerimiz oldu...

- Ve elbette Bayram Otel faciası...Deprem sonrası yetkililerin kontrol edip sağlam dediği için, depremde görevli giden tüm basın- medya yetkililerinin kaldığı otel...Artçı depremde yıkılırken, içinde 2 tane gazetecimizi de götürdü...

Aklımda kalan ana başlıklar bunlar...Sizler altına eklersiniz...




13 Aralık 2011 Salı

Bloxoo'ya teşekkürler...

2009'dan beri lider Blog Listeleme sitelerinden biri olan Bloxoo (Eski adıyla Blograzzi) , uzun süren bir sessizliğe girdikten sonra yayınlanan bir mesajla kapandığını duyurdu.
Yeni blogları ve blogger'ları tanımak için benim açımdam oldukça iyi bir siteydi ve neden kapandığını maalesef anlayamadım.
Arzu's Cave bloğu, Bloxoo'da onbinlerce blog arasından, Kişisel Bloglar'da tüm zamanların en iyi blogları kategorisinde 9. sıradaydı:

Bloğum ile çok uzun zamandır ilgilenememem, blogspot'u durdurup normal domain üzerinden devam ederken Hosting şirketinin tüm yeni yazılarımı yedeksiz uçurması üzerine, aradaki 1 yıllık kayıp yazılarımı unutup buradan kaldığım yerden devam etmeye başladım... Bloxoo'nun kapanış mesajı ise şöyle:

Üzüldük Bloxoo... Keşke kalsaydın...



Naturex ve Yurtiçi Kargo Şikayeti

Yine bir alışveriş faciası ile karşınızdayım :-)

Sigara bırakmayla alakalı methini duyduğum Naturex adlı bir spreyi deneyeyim dedim ve internet sitesinden sipariş verdim. Her yerde koca koca "Ücretsiz Kargo" yazmasına rağmen, Yurtiçi Kargo görevlisi kargo parasını istedi. Parasından değil ama prensip icabı vermeyi reddedince de, odamın kapısından içeri girdi ve parayı alana kadar da çıkarmaya çalışsam da çıkmadı. "Bu 10 TL nin benim cebimden çıkamaz, benden alırlar,hiç mi insaf yok sizde" gibi işi artık acındırmaya dayandırdı ve "Vermek zorundasınız"a getirdi. Yaklaşık 1,5 saat şirketten çıkmadı, sonra sırf kurtulmak için ödedim. Adama da ısrarla ilgili şirketle anlaşmaları olduğunu ve kendileriyle konuşmaları gerektiğini söyledim ama "O zaman geri verin paketi!" diye tutturdu.
Bizleri enayi yerine koymalarından bıktım usandım.
Hem Yurtiçi Kargo hem de Naturex'i pazarlayan Dogaleczaturkiye.com sitesinden şikayetçiyim!
Kullanacaklara not: Spreyi kullanmadım çünkü firmadan kuşkulandım, tavsiye veriyorum sanmayınız.


24 Eylül 2011 Cumartesi

SEVEMEDİĞİM HAYVANLAR !

İnternette dolaşan anonim ama kesinlikle katıldığım birşeyi paylaşmak isterim! 
Her ne kadar alıntı yazı sevmesem de, bunu paylaşmadan edemedim :-)
-----------------------------------------
Bazı hayvanları sevmiyorum! Kimse kusura bakmasın!

1- Tünellerde park lambası ya da farlar yerine dörtlülerini yakan ÖKÜZLERİ ...

2- Lastiği patladığında bunu sol şeritte değiştiren DEVELERİ,

3- Bir yaya geçsin diye yavaşladığınız veya durduğunuzda sağınızdan/
solunuzdan bir de size ters ters bakarak, geçen ÇAKALLARI,

4- Far ayarının ne demek olduğunu bilmeyip ya da ona verilecek 2-3 ytl
yi servet sanıp arkanızda gözünüzü kamaştıran DAVARLARI,

5- Karda önden çekişli arabasının arka tekerlerine zincir takıpsonra
'abi bi el atsana' diye yardım isteyen EŞEKLERİ,

6- Dakikalarca aynalarına bakmadan otobanın sol şeridinde sizin
süratinizden en az 50-60 km yavaş giderek salınan KOYUNLARI

7- Yeni yıkadığınız arabanızı batırmakla mükellef cam yıkama
fıskıyesini ayarlamaktan aciz BEYGİRLERİ ,

8- Arabasında biriktirip çöpe atması gerekenleri yola atan DOMUZLARI,

9- Trafik 2 dakika durdu mu kornaya basan AYILARI,

10- Her yere tüküren LAMALARI,

11- Kapısına geldiği adamın ziline basmaktansa, kornasına basmayı
tercih eden SIĞIRLARI ,
sevmiyorum!!!.... 

16 Eylül 2011 Cuma

İTÜ Mezunlar Meydanında Adınız, Yurt Yapımında Katkınız Olsun!


İtü Mezunu okuyucular için, benim de duyar duymaz hemen katkıda bulunduğum harika bir projeden bahsetmek istiyorum sizlere.

İTÜ’ye ve dolayısıyla İTÜ’lü öğrencilere, İTÜ’lü mezunlara hizmet verebilmek, katkı sağlayabilmek amacıyla kurulan, şu anda aktif olarak Rektörümüzün ve Senato' nun danışmanlığını yapan, camianın vakıf ve derneklerin üst koordinasyonunu saglayan, 'İTÜ Mezunlar Konseyi' adında bir Konseyimiz var camiamızda. 
www.itumk.org 


İcra Kurulunun görev süresinin bu ilk 4 ayında ortaya koyduğu en anlamlı projeden bahsedeceğim sizlere. 

İTÜ Mezunlar Meydanında Adınız, Yurt Yapımında Katkınız Olsun! 
sloganıyla hareket edilen “İTÜ MEZUNLAR MEYDANI” projesi… 

İTÜ Mezunlar Meydanı projesi, Türkiye’de Üniversiteler arasında bir ilk. Amaç özetle; mezun ve mensuplar arasında anlamlı bir bağış kampanyası ile İTÜ lü ögrencilerin Yurt problemini kalıcı olarak çözmek. 

Son yıllarda üniversitemize yeni kayıt yaptıran öğrencilerin yaklaşık %60-70’i İstanbul dışından geldiğini görüyoruz. Bu öğrencilerimiz için İTÜ’lü olma heyecanlarının yanında, başlarını sokabilecekleri bir yer bulmak en büyük sorunları. 

Bu sorundan yola çıkarak, İTÜ Mezunlar Konseyi bir yurt projesi hazırlamaya karar verdi. Hedef, tüm İTÜ mezunları ile bu projenin gerçekleştirilebilmesi...

Nasıl mı? 
İTÜ Ayazağa yerleşkesinin en işlek, en keyifli noktalarından biri olan Mustafa İnan Kütüphanesi’nin ön meydanını İTÜ Mezunlar Meydanı’na dönüştürülüyor. (Mustafa İnan Kütüphanesi mezun bağışları ile tefriş edilmiş olup, Türkiye’nin ilk ve tek 7 gün 24 saat açık kütüphanesidir.) Hepimizin yıllardır “İTÜ Mezunuyuz...” diyerek gurur duyduğumuz okulumuzda, İTÜ Mezunlar Meydanı’nı, çocuklarımıza miras bırakabileceğimiz ismimizin, fakültemizin ve mezuniyet yılımızın üzerinde yazılı olduğu ve sonsuza kadar kalacak PETEK TAŞLAR ile döşenecek. 

Bu taşlardan birine sahip olabilmek için 1.000,-TL bir katılım bedeli ödememiz gerekiyor. (Kredi kartına 10 taksit yapılmakta, yani ayda sadece 100TL ve bir defaya mahsus). 
İlk 3.000 mezunumuzun katılımı ile “İTÜ Mezunlar Yurdu 1”i hayata geçirilecek. Bu sekilde 500-600 kişilik ilk yurt yapılmış olacak ve 60.000 nin üzerinde kontak bilgisine sahip olunan mezunlara ulaşılarak bu iş devam ettirilecek. 

Bu şekilde uzun vadede de olsa İTÜ'lü öğrencilerimizin yurt sorunları tamamıyla çözümlenmiş olacak. 

Sizlerden ricamız bu vizyonu paylaşıyorsanız hemen İTÜ Mezunlar Konseyinin www.itumk.org adlı web sitesinden girip kaydınızı yaptırmanız ve bize katılmanızdır ...Proje katılanların listesini de aşağıdaki adresten takip edebilirsiniz. 

https://www.itumk.org/mm/query.asp 

Elbet bu kadar değil :) Etrafında İTÜ lü yakın, uzak herkese bu projeyi aktarıp herkesin katılımını sağlamak için destek olursanız bireysel katkınızın ötesinde çok ciddi bir katkı sağlamış olursunuz. 



13 Eylül 2011 Salı

THINK! It's not illegal YET!...

THINK! It's not illegal YET!... Bunun da illegal olduğu zamanlar gelecek, kaldı ki beynimizi yıkayarak yönlendirdikleri için bunun farkında dahi olmayan koyunlar haline geleceğiz, aynı George Orwell 1984'te olduğu gibi. Ne isterlerse onu yapacağız ve kötü tarafı bunu "gönüllü" yapacağız, hemfikir olacağız. Bunun için medyanın da içinde olduğu bir zihin şekillendirme prosesi gerekmekte. Zihnimize zerkedilen uyuşturucunun şimdiden farkına varıp kendimize gelme şansımız var. Ama şimdi var, sonra değil. Ayn Rand'ın da dediği gibi:


"İnsan olduğunuza göre sizin için "olmak ya da olmamak" demek, "düşünmek veya düşünmemek" demektir. Sizi mahvedenleri desteklemekten vazgeçin. Dünyanın kötülüğünü mümkün kılan yalnızca sizin onlara verdiğiniz onay olmuştur. O desteği çekin. Düşmanlarınızın koşullarına göre yaşamaya, kuralları onların koyduğu bir oyunu oynamaya razı olmayın. Sizi köleleştiren iyilik dilemeyin, sizi soyanlardan sadaka istemeyin..İnsan rüşvet alarak ve kendi mahvına oy vererek hayatını sürdürmeyi umamaz. Kar, başarı ya da güven kazanmak için varoluşunuza haciz koydurmayın. Böyle bir haciz'in bedeli asla ödenemez. Ne kadar ödeseniz fazlasını isteyeceklerdir. Aradığınız ya da ulaştığınız değerler ne kadar büyükse, o kadar daha tehlikede sayılırsınız. Onlarınki sizi kanata kanata öldürecek bir beyaz şantaj sistemidir. Günahlarınıza karşılık değil, varoluş sevginize karşılık cezalandırmaktadırlar sizi. Yağmacıların şartlarıyla yükselmeye çalışmayın,iplerini onların tuttuğu bir merdivene asla tırmanmayın. Ellerinin onları iktidarda tutan tek kaynağa, sizin yaşama ihtirasınıza değmesine izin vermeyin....Aklınızı ve becerilerinizi kendi kendinize kullanın, bilginizi genişletin, yeteneklerinizi geliştirin, ama başarılarınızı başkalarıyla paylaşmayın. Sırtınıza bir yağmacı binmişken servet yapmaya kalkmayın. Onların merdiveninin en alt basamağında kalın, ancak karnınızı doyurmaya yetecek kadar para kazanın, yağmacılar devletini destekleyecek bir kuruş fazla kazanmayın. Madem tutsaksınız, tutsak gibi davranın, özgürmüşsünüz gibi numara 
yapmalarına izin vermeyin. Onların çok korktuğu o sessiz, yıkılmaz düşman olun."




20 Şubat 2011 Pazar

Dönüş...

Wordpress ile yeni domain'de yaptığım blog'umu, sevgili(!) hosting firmasının back-up almadan uçurması sonucu, tüm yazılarımla birlikte sitem kaybolmuş durumdadır...Bu nedenle eski bloğuma geri dönüyorum..Burada yeniden yeni yazılarla görüşmek üzere, teşekkürler...

22 Ekim 2008 Çarşamba

MANIFESTO

Önce Ergenekon, sonra Deniz Feneri konusu patladı. Bir şekilde nedense, bu konular belirli kesimler tarafından sahiplenilerek bir karşı çatışmaya döndürüldü.

Herhangi bir tarafa ait olmayı reddeden, vatanını seven, din ve devlet işlerini ayrı düşünen, başkalarınca önüne sürülen tarikatvari ve taraflı yozlaşmış inanç sistemleri yerine gerçek inanışa bağlanmış olanların net tavrı ve manifestosu şudur:

-Hangi dernek veya örgüt olursa olsun, vatan ve milletin haklarını gasp ediyorsa ve memleket çıkarlarına ters davranıyorsa, bu gibi oluşumlar kabul edilemez, yargılanmalıdır. Vatan müdafaası sözkonusu olduğunda, sözkonusu oluşumların hangi tarafta olduğu mevzubahis bile değildir. Sözkonusu vatansa, gerisi teferrüattır ve üzerinde yaşanacak vatan kalmayacaksa, o zaman tarafların da tartışacak bir mecrası olmayacağı düşünülerek, vatan konusunun birincilliği göz önünde bulundurulmalıdır.

-Memleket ile ilgili herhangi bir tehdit sözkonusu olduğunda kimsenin taraf olma lüksü yoktur ve olamaz, herkes birleşmelidir.

-Ordu veya askeri teşkilatımız Ergenekon konusu ile halkın gözünde yıpratılamaz, bir oluşumda yanlış davranan kişiler olabilir, bunlar da suçları ispatlanana kadar kanun önünde suçlu değildir. Suçlu bulunurlarsa elbette yargılanacaklardır, Türkiye’de işleyen bir hukuk sitemi bulunmaktadır.

-Aynı şekilde, Deniz Feneri davası ile ilgili olarak, Almanya’da suçları sabit görülenler burada da mutlaka yargılanacaktır. Fakat bu derneğin faaliyetleri, diğer yardım derneklerine karşı güvenimizi azaltmamalıdır.

-Yardım faaliyetlerine katılmak isteyen halkımız, derneklerde olaylar oluyor diye yardım faaliyetlerinden vazgeçemez, bu bir insanlık görevidir. Yardım etmek için illa bir aracı veya derneğe ihtiyaç yoktur. Yardım etmek isteyen halkımız, direkt bağlı bulundukları muhtarlıklara başvurarak, yardıma muhtaç insanların isim ve adreslerini almak suretiyle direkt kendileri evlerine giderek yardımcı olabilirler. Durumu iyi olan her aile, kendisine bir kardeş aile seçerek yardımcı olsaydı, zaten yardım edilecek insan diye bir şey kalmazdı. Yardım illa ki parayla yapılmak zorunda değildir, herkes hizmet ile, sevgi ile, ilgi ile de yardımcı olabilir.

-Atatürk sevgimiz yıpratılamaz. Atatürk’ün kişiliği veya kendi özel hayatı ile ilgili dedikodular, Atatürk’ün bu memleket için yaptıklarının değerini düşüremez. Onun büstlerinin bulunuyor olması, onun putlaştırıldığı anlamına gelmez. Allaha çok şükür vatandaşımızın akıl seviyesi en azından bunu ayırt edebilecek kadar vardır, vatandaşımız aptal yerine konulamaz.

-Bu vatanda özgürce dinini yaşayabilen bizler bilmeliyiz ki, bunu Atatürk sayesinde yaşayabiliyor ve tartışabiliyoruz.

-Yüzyıllardır aynı topraklarda, başka milletler ve ırklardan insanlarla kardeşçesine yaşayan biz Türk halkının içine nifak sokulmaya çalışılması kabul edilemez. Bir hepimiz kardeşiz, yüzyıllardır farklı dil-din ve kültürden olanlarla kardeşçe yaşıyoruz ve kardeşçe de yaşamaya devam edeceğiz. Bunu kolay kolay kimse bozamaz ve bizi aptal yerine koyamaz, kardeşi kardeşe düşman edemez. Biz, sayısız kültürün harmanlandığı bir toprakta yaşıyoruz.

-Vatanını her seven radikal milliyetçi, dinini her seven de radikal dinci ilan edilemez! İnançlı olan insanlara “dinci”, milletperver insanlara da “ülkücü-milliyetçi” yaftası yapıştırılamaz ! Millet, milliyetçilik, inanç, din gibi kavramların içi bunca boşaltılamaz ! Her laik insan dinsiz, her inançlı insan da dinci değildir ! İnsanlar taraf olmaya mecbur edilemez ! İnsanlar hem vatanlarını hem de dinlerini sevebilirler.

-“İnsan Hakları” sadece teröristler için geçerli bir kavram değildir !


Ne mutlu Türküm diyene !

26 Eylül 2008 Cuma

Güçlükler ve başarı

"Güçlükler başarının değerini artıran süslerdir." - Moliere
Başarı kavramı ile ilgili çok çeşitli özlü sözler mevcut, genelde bunların çoğunda da zorluk ve güçlüklerden, bunların insanı ne kadar geliştirdiğinden bahsedilir. Gerçekten de bir insanın zorluk çekmeden herhangi birşeyi tecrübe edinmesi veya başarması çok zordur, tam tersi ise sadece doğru zamanda doğru yerde olmakla alakalı bir şansa bağlanabilir.


Seneca, "Tanrısal Öngörü" adlı kitabında der ki, daha önce hiç denize açılmamış ve hiç fırtınaya yakalanmamış biri ile, elleri yelken iplerini kontrol etmeye çalışmaktan nasırlaşmış ve daha önce defalarca fırtınaya yakalanarak kurtulmayı başarmış biri aynı değildir. Bir fırtına durumunda, bu tecrübeli denizcinin elleri yelkenleri kontrol etmeye çalışırken acımaz, kendisi de herhangi bir korku veya endişe duymaz, ne durumda ne yapması gerektiğini çok iyi bilmektedir.

Seneca bu düşünceye istinaden, başına gelen acıları, kendi başına konulmuş bir taç gibi gördüğünü ve her bir acıdan içinde birçok fırsat taşıdığını ve gelişme şansı olarak değerlendirdiğini belirtir. Bir insanın başına zor veya acı bir durum geldiğinde şu düşünceyle duruma yaklaşır: "Tanrı zor savaşlara iyi askerlerini gönderir." Gerçekten de örneğin bir general, zor bir savaş veya hareket sözkonusu olduğunda, olabilecek en iyi askerlerini seçer. Tanrının evrende kurduğu düzen ve yasaların mükemmelliği gözönünde bulundurulduğunda, Tanrının da elbette böyle davranacağı açıktır, herkese kendi kabının derinliğine göre olaylar gelir. Bir insan önüne çıkan her acı ve zorlukta pes eder ve karşısındaki fırsatı görmeden kendisini geliştirmezse, evren her seferinde aynı acıyı önüne tekrar tekrar çıkarmaktan çekinmez. Çünkü evren yasalarına göre insan ruhu evrilmek zorundadır, hiçbirşey rastlantısal olarak gelişmez. Buna istinaden, karşımıza çıkan her olaya bir işaret gibi bakarak, "Kahretsin neden bu benim başıma geldi ki !?" diye düşünmek yerine, "Bu olay benim başıma acaba hangi eksiğimi gidermek için veya geçmişte nasıl bir hatayı tekrar ettiğim ve düzeltmediğim için geldi ?" diye düşünmek ve olayın ardındaki anlamı arayarak güçlüklerin üzerine gitmek daha makbuldur.

Bu noktada asıl olan şey, başarının görecelilik kavramıdır. İnsanlar olarak sınırlı görü yeteneklerimiz nedeniyle, olayları zaman kavramında bağımsız olarak düşünemeyiz ve anlayamayız. Olan bir olay, ilk başta çok kötü birşeymiş gibi görünse de, aradan zaman geçtiğinde "İyi ki olmuş !" diyebileceğimiz mucizevi bir şeye çoğu zaman dönüşebilir. Bunun böyle olması, sadece bizim olaylara yukarıdan ve zamandan bağımsız bakamadığımızdan dolayı anlayamamızdan kaynaklanmaktadır. Başarı kavramı için de bu böyledir. Diğer yandan, başarının belki de zaman zaman vazgeçmek olabileceğini de gözönünde bulundurmak gerekir. Bazı olaylar vardır ki, herkes elinden geleni yapar, sonuç hiçbir şekilde değişmez ama insanlar ısrar etmeye devam ederler. Belki de kullanılan yöntem veya o olay için zamanlama yanlıştır, belki de ya ertelemek ya da vazgeçmek gerekir. Bu çok bıçak sırtı bir konudur. Elbette hastalıklar bu konunun dışındadır, hastalıkları yenmek için hiçbir zaman vazgeçmemek gerekir. Hastalık dışında diğer olaylarda ise, zaman zaman kaybettiğimizi sandığımızda, aslında belki de olan gerçek kazanıştır. Siz bir olayın gerçekleşmesi için gerçekten de gereken herşeyi yaptıysanız ve o olay doğru bir olaysa, o zaman gerisini evrenin adil düzenine bırakıp beklemek gerekir. Eğer ki bu konu gerçekten herkes için iyi birşeyse, zaten evren de ellerini insana uzatmaya başlar.

Bu anlattığım ile "The Secret" safsatasının karıştırılmasını istemem. The Secret yani Sır'da anlatılan sadece dharma-karma gibi temel bir evren yasasıdır. Bu konuda bloğumda daha önce yazdığım yazılar arasında karma konusunda detaylı bilgi bulabileceğiniz yazılar mevcut. Sır'cılar ise, bu konu sanki gizliymiş de, herkes herşeyi bu şekilde başarmış gibi bunu pazarlama aracı haline getirdiler. Bu bilgi, özellikle uzakdoğu kültüründe, sokakta kimi çevirip sorsanız herkesin bildiği birşeydir zaten. Gizli falan da olmayıp, eski-yeni tüm kitaplarda derinlemesine anlatılmıştır. The Secret'ın yanlış olan diğer tarafı ise, bu gibi önemli evren yasalarının kişisel çıkarlar için alet edilmesidir. Bu konuyu kalkıp "Cüzdanında para olduğunu düşün, orada para olacak" gibi abes şekillere dek yozlaştırmış ve indirgemişlerdir. Bu pozitif düşünce felsefesi ile ilgili konuyu başka bir yazıda derinlemesine inceleyeceğimden, burada açmıyorum.

Başarı kavramına dönersek, Moliere, "Güçlükler başarının değerini artıran süslerdir." demiştir. Basit bir başarı ile sayısız güçlüklerle elde edilen başarıyı karşılaştırmak mümkün değildir. Yapılması için fazla çaba harcanmayan hiçbirşeye zaten çok fazla değer verilmez. Hergün onun gerçekleşmesi hayaliyle yaşarsınız ve uğrunda çabalarsınız, elbette oturup sadece hayal etmenin ve bu konuda hiçbir eyleme geçmemenin hiçbir faydası olmaz. Gün gelip de uğrunda onca eziyet çekilen şey gerçekleştiğinde aldığınız haz ve bu güçlüklerin size katmış olduğu tecrübeler inanılmazdır. Başarı ve zafer sadece bir andır, ve bu kazanış sadece uğrunda yaşanılanlarla anlam kazanır.

Birşeyi başarmak için önce, evrende doğru seçilen hiçbirşeyin imkansız olmadığına ve en azından denemenin gerekliliğine inanmak gerekir. Daha baştan çok güç olduğu kendisine sürekli empoze eden birinin, o konuyu başarması da çok mümkün olmaz. Başarıda en önemli faktör ise konuya doğru konsantrasyondur ki, insan zihninin kapasitesini artıran şey de bu yoğunlaşmadır.

Aynı şekilde, kozasının içinde büyüyerek, sonra kozadan çıkıp kelebek olan tırtılın hikayesi de böyledir. Bununla ilgili anlatılan hikayede, tırtılın kozayı delmek için çok çabalar harcadığını gören biri, ona yardımcı olmak için kozayı deler ve tırtıl kozadan çıkar. Ama tırtıl kozayı delerken verdiği çaba ile kanatları ve kendisi güçlenecek olan kelebek, bu aşamayı geçirmeden kozadan çıktığı için zayıf kalır ve uçamayarak ölür. Bu anlamda, evrenin kendisine has harika bir düzeni olduğunu söyleyebiliriz, bunu sadece anlayamayan bizleriz...


Başarı için anahtarlar:
- Tutkulu olun (Aşk ile yapın sadece para için değil)
- Çalışın (Hiçbirşey kolay değildir, kolay olan ise değerli değildir)
- Konsantre olun, yoğunlaşın
- Kendinizi sürekli motive ederek, itici güç oluşturun.
- Diğerlerinin tecrübelerinden faydalanın, insanları dinleyin. (Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok)
- Araştırın.
- Israrcı olun.
- Üşenmeyin, ertelemeyin, vazgeçmeyin.