21 Temmuz 2008 Pazartesi

Tequila ve Gringo'lar :-)

Tequila, adını Meksika’nın Jalisco eyaletindeki küçük Tequila kasabasından alır. Tekila agave (ya da maguey) bitkisinin göbeğinden elde edilen sıvının damıtılmasından yapılır. Türüne, büyüme şartlarına ve iklime göre ömrü 8-15 yıl arasında değişebilir. Agave familyasında birçok tür bulunur ancak Meksika'da Tekila üretiminde kullanılmasına izin verilen tek tür, mavi agavedir. (Agave tequilana weber azul) . Yani gerçek tekila tonlarca üretilemez :-)


Ne yazik ki günümüzde satılanların büyük bir oranı laboratuvarlarda elde edilmektedir. Sanıldığı üzre gerçek saf tekila kurtlu şekilde olmaz, sarı da olmaz, gerçek tekila şeffaf beyaz renklidir. Ve meksikalılar bunu küçük shotlar halinde değil, viski bardaklarıyla yavaş yavaş içerler. Shot kavramı, tuz ve limon olayı, Meksika'ya ziyarete giden Amerikalıların yarattığı birşeydir ve Meksikalılar bu nedenden dolayı dalga geçmek amacıyla Amerikalılara "Gringo" demeye başlamışlardır.:-))

Kaynak: Yıllar önce okuduğum bir genel kültür dergisi, lakin adını hatırlamıyorum maalesef.
Yazar : Arzu Kaner ( Izinsiz kullanılamaz )

Brooklyn Köprüsü Gizemi

Brooklyn Köprüsü'nün inşası esnasında yaşanan akıl almaz talihsiz olayları sizlerle paylaşmak istiyorum. Brooklyn Köprüsü, ABD- New York City’de Doğu Nehri üzerinde Brooklyn ile Manhattan'ı birbirine bağlayan, 1869-1883 yılları arasında inşa edilmiş köprüdür. Tamamlandığı zaman dünyanın en geniş asma köprüsü idi; köprünün kuleleri ise bir kaç yıl için ABD'nin en yüksek binaları olmuştur.

Brooklyn ile Manhattan arasında artan trafiğe çare olmak için ihtiyaç duyulan bu köprüyü inşa etmek, tel kablonun mucidi olan John A. Roebling’in rüyası idi. John A. Roebling, dünyanın en büyük kablo üreticisi şirketinin sahibiydi, telgraf telleri, elektrik köprü telleri, gemi ve asansör telleri üretmekte idi. Köprünün çizimi için 1865’ten itibaren çalıştı. Hayalini kurduğu bu köprü inşaatı projesini almayı başardı ancak köprünün yerini tespit çalışmaları sırasında geçirdiği bir kaza sonucu ayağa ezildi ve enfeksiyon kapması sonucu 2 hafta ağrılar içinde kıvrandıktan sonra 1869’da öldü, köprünün baş mühendisi olarak oğlu Washington Roebling atandı.

1872’de Washington Roebling üzerine köprünün kulelerinin inşa edileceği su altı odalarında çalışırken vurgun yedi ve yatalak oldu. Eşi Emily Warren Roebling'in mücadelesi sayesinde köprünün baş mühendisliği görevinden alınmadı ve karısı gayri resmi olarak baş mühendislik görevini sürdürdü, kendisi köprü inşaatını yatağından seyrederek kontrol etti ve karısı aracılığıyla inşaat alanı ile arasında bağlantı sağladı.
Köprünün açılış günü New York City’de tatil ilan edildi, o gün 150.300 yayanın köprüden geçerek suya 1 cent attığı söylenir. Gotik tarzda yapılmış bu köprü, 19. yy mühendisliğinin doruk noktası ve dünyanın 8. harikası olarak kabul görülmüştür.

Kaynak: Bütün Dünya Dergisi

20 Temmuz 2008 Pazar

Youtube'dan video indirme

Youtube yasağı olan şu günlerde, linkini bildiğiniz videoları şu şekilde download edebilir ve izleyebilirsiniz:

Youtube Downloader:
http://www.download.com/YouTube-Downloader/3000-2071_4-10647340.html?tag=lst-2&cdlPid=10801797

Ve sonra izlemek icin ise "FLV player" olmalı:
http://www.download.com/FLV-Player/3000-2139_4-10467081.html?tag=lst-1&cdlPid=10814415

Hepsi freeware, kolay gelsin :-)

Dünyanın sonu mu geliyor?

The Guardian / A Risk of Total Collapse http://www.guardian.co.uk/science/2005/dec/21/comment.comment
Space.com / The Solar System Gets Crazier
http://www.space.com/scienceastronomy/051219_mystery_monday.html

Artık bu tarz haberler bilinen basın-yayın organlarında da vurgulanmaya başladı...Şimdiye kadar en az 4 defa kez dünyada büyük felaketler yaşanmış ve hayat yeniden başlamış. Bunu çok net görüyoruz... Ki aşağıdaki haberde de 2 milyar yıllık nükleer reaktör bulunduğunu düşünürsek; biz ilk gelişmiş nesil değiliz :

NASA Publishes Image of Two-Billion-Year-Old Gabon Nuclear Reactor http://www.spacedaily.com/news/early-earth-04n.html http://antwrp.gsfc.nasa.gov/apod/ap021016.html

300 milyon yıllık civata bulundu:
http://ean.btturk.net/300-milyon-yillik-civata/

Binlerce yıl öncesine ait diğer bazı ilginç buluşlar:
http://www.teknolojik.org/forum/empty-t12461.0.html

Güneş sisteminde ise son 1 yıldır bir çok yeni cisim bulundu. Sürekli farklı şeyler oluyor. Ve bu gelişmeler hızlandı. Küresel ısınma ile manyetik kutup kaymasının birbiriyle ilgili olabileceğine dair de, kuantum fizikçileri yeni kanıtlar elde etmişler :

http://www.physorg.com/news9181.html http://www.earthtimes.org/articles/show/4649.html

Ezoterik doktrinlere göre, şu an dünya yüzünde 5. ırk yani ari ırkı yaşıyoruz insan olarak. Bizden sonra 6. ve 7. ırklar olacak. Ve bu ırkların başlangıcı da yine insanlar arasından olacak. Hatta dini kitaplardan da bundan bahseder. Mesela Tevrat'a da alnı mühürlenmiş 144.000 kişinin yeni nesli başlatacağından bahseder. Kur'an-ı Kerim'de ise birçok kavimden bahseder, bunlara gönderilen peygamberleri söyler. Ve uyarıları dikkate almadıkları için helak olduklarını söyler. (A'raf Suresi). Ve bu surede bir ayette de, helak edilen nesilden kurtarılanları, yeni nesli başlatmak üzere halife olarak seçildiklerini söyler...Ezoterik doktrinlere göre ise, dünyanın yokolmasına daha zaman var. Ama ari ırkın yokolup da yeni neslin başlaması ise olağan görünüyor.

Bizden önceki felaket Nuh tufanı idi. Sinusoidal yasalara göre, bu felaketler devam edecek ve bir ateş-bir su şeklinde devam ettiği söyleniyor. Su, gerçekleşti, sıra ateşte. Ama bu ateş fiziksel ateş değil büyük ihtimalle. Ateş, semboloji olarak "aydınlanma" demek; İslamiyet'e göre de "kıyam" ayağa kalmak, aydınlanmak demek ise; o halde bizim ateşimiz kıyamet oluyor ve bu durumda da bizim sonumuz, nasıl olacağını şimdi çok da anlayamayacağımız bir şekilde olacak. Fakat bir aydınlanma ve ayağa kalkma olacağı kesin gibi görünüyor. Ve aydınlanma için de sembolojik olarak yanmak gerekir. Bu durumda bizden önce teknoloji olarak yüksek ırkların yaşamış olabileceğini düşünebiliriz. Ki bu konuda birçok kanıt yeni yeni bulunuyor. Mısır piramitlerinin nasıl inşa edildiğinin hala sır olarak kalması konusuna ise hiç girmiyorum bile.

"Bilinen resmi yazılı tarih"in yüzde ellisinin kişisel yoruma dayandığı ve doğru olmadığı, çağımızın büyük tarihçileri tarafından da doğrulanmıştır. Aynı şey Türk tarihi için de Siyaset Meydanı'ndaki tarihçilerin buluşmasında, yıllar önce kabul gördü. Ne gösterilirse onu görmeye değil, bilinmeyeni araştırmaya çalışmalıyız. Tüm işi hayatını bu işe dayanlara bırakmak ve çekilip oturmak haksızlık. Herşeyi başkasına bırakamayız, bizim de işleyen bir aklımız mevcut.

Asagidaki haberde, yakında Hindistan'da bir astrofizik dergisinde bir arastirmadan soz ediliyor. Buna gore 2000 yilinda Hindistan'a bir meteorla baglantili olarak yagan yagmuru olusturan molekullerde yasam formlari varmis. ( Pan-spermia )

http://www.world-science.net/exclusives/060104_specksfrm1.htm
( Skepticism greets claim of possible alien microbes )

Birinin gönderdiği bir linki de paylaşmak istiyorum. Ne kadar doğru henüz bilinmiyor ama bu araştırmalara göre bir gezegen bulundu :
http://www.zetatalk.com/teams/tteam342.htm

Bu gezegenin varlığına inananlar, yine bu bulunan gezegenin 2 yıl sonra Amerika kıtasına düşerek veya çarparak (kendisinin veya parçasının), çok ciddi bir kıyıma sebep olacağına inanıyorlar. Bizler için sonun başlangıcının da bu şekilde başlayacağını söylüyorlar. Hollywood filmleri gerçek mi oluyor? Hatta bu felakette dünyanın kıtalarının düzeninin değişeceğini, İngiltere kıyılarının ve birçok yerin sulara gömüleceğini, Atlantis kıtasının tekrar yükseleceğini bile söyleyenler var. Elbette henüz kanıtlanmış birşey yok. Her ağızdan bir ses çıkıyor. Bu gezegen resimleri hakkında çeşitli dedikodular dolaşıyor her yerde. Fakat henüz resmi bir devlet sitesinden bir açıklama yapılmış değil. Ayrıca dezenformasyon olup olmadığını da bilinmiyor henüz... Sonun yaklaştığı kesin de, bu gezegen var mı, bu gezegen vasıtasıyla mı herşey başlar, işte onu bilmiyorum...

Yazan: Arzu Kaner ( Izinsiz kullanilamaz )

Kemalettin Tuğcu nesli !

Kemalettin Tuğcu, 1902'de İstanbul'da sakat bir çocuk olarak dünyaya gelerek, dedesinin yanında büyümüş, hiç okula gitmemiştir. Çok yalnız ve hüzünlü bir çocukluk geçirdikten sonra 13 yaşlarında iken öyküler yazmaya başlamıştır.

Gelelim işin bizi ilgilendiren kısmına...
Kemalettin Tuğcu, çocuk ruhlarına inanılmaz zarar veren, ruh hastalığına yol açabilecek eserler yazmıştır. Üvey Baba, Sakat Çocuk, Küçük Besleme ve benzeri öyküler gibi birçok öyküsü vardır. Öykülerinin içeriği, daha çocukken psikopatlığa sürükleyen, vıcık vıcık, beyin uyuşturan, duygu sömüren, zavallı çocukların ruyalarına giren, daha ufacıkken körpe dimağları zehirleyen tiptedir. Bu tip uyarlamalarla dolu tv dizileriyle büyümüş çocuklardan, dengesiz olmasından başka ne bekleyebiliriz ki?

Yabancılar çocuklarına, Şeker Portakalı, Küçük Prens gibi kitaplar okutarak; sevgi, umut, hayaller, dostluk aşılarken, biz maalesef trajedi ve duygu sömürüsü dolu kitaplarla büyüdük. Onun kitaplarını okuduktan veya Samanyolu TV'de Sırlar Dünyası gibi şeyleri izledikten sonra, intihara kalkışan, abuk psikolojik sorunlar sergileyen çocuklar hakkındaki 3. sayfadan gazete haberlerine rastlamıyor musunuz?

Kemalettin Tuğcu'nun çocukluğu sorunlu ve kendisi eğitimsiz iken zaten ondan doğru düzgün birşeyler yazmasını nasıl bekleyebiliriz ki? Aranızda sorunlu çocukluk ve hayatı olan bazı filozofları örnek göstermek isteyenler olabilir. Dikkatinizi çekerim onlar filozof. Ama Kemalettin Tuğcu değil. Ayrıca onlar çocuklarımıza yönelik şeyler de yazmıyorlar.

Siz siz olun, zavallı küçük çocukları bu tip kitaplardan, dizilerden uzak tutun. Benden söylemesi...

Yazar : Arzu Kaner ( Izinsiz kullanılamaz )

Wolverine

Doğada yaşayan canlılar arasında, hiçbir sebep olmaksızın, hareket eden herşeye saldıran tek bir canlı olduğunu biliyor muydunuz?
Wolverine, doğada yaşayan en vahşi canlıdır ve doğada sebepsiz yere saldıran tek canlıdır. Onun size saldırması için sadece sizi görmesi yeterli bir sebeptir. Gelincik ailesinin en büyük türüdür ve şeklen ayıya benzer. Arada ot da yemesine rağmen etoburdur, çok yırtıcıdır. Diğer hayvanlar genelde ya aç oldukları zaman ya da rahatsız edildiklerinde saldırmalarına rağmen, wolverine için bu geçerli değildir.

17 Temmuz 2008 Perşembe

Msn Messenger mı?

-Mesaj yazınca anında cevap alamayan ya da gec alanların da nedense sürekli ihmal edildiğini ya da sevilmediğini düşünmesine meydan veren ve psikopatlar yaratan program.

-Bazı insanların 24 saat neden bu programda online beklediğini ve niye-neyi beklediğini bir türlü çözemediğim program.

-Arkadaşlarınızın sizi sokakta gördüğünde neden sizinle uzun zamandır görüşemediğini sorması yerine " Seni online goremiyorum artık nerelerdesin?" diyaloglarına sebep olan ve birçok insanı kendisine esir alarak ruh hastası eden, insan ilişkilerini sabote eden program.

-İnternette hiç tanımadığım insanların direkt mesaj atarak "Lütfen beni msn’e ekler misin?” yazmasıyla asılmanın internetteki yeni adresi olan program. Siz hiçbirşey yapmazsanız, taciz mesajları devam eder:”Beni adam yerine koymadığın için mi msn’e eklemiyorsun?”. İyi de, dostum ben seni hiç tanımıyorum ki, neden ekleyeyim?

-İnternetin yeni kartviziti.

- Msn’i açtığımda ( ki artık nadiren açıyorum) gelen bir sürü mesaja cevap vermeye yetişemediğim için, aynı zamanda beni de vicdan azaplarına ve dolayısıyla ruh hastasına dönüştürme potansiyeline sahip olması nedeniyle mümkün mertebe uzak durduğum program.

-İnsanların kartvizitlerinde yer almasıyla, emailden sonra ikinci olarak devrim yapmış program.

-Herşeyi hiç durmadan dejenere ederek suyunu çıkaran ve amacından çıkaran milletimizin yeni oyuncağı.

-Birine ulaşmak için programa girerken bile sürekli offline status ile girmeme ve çok sevdiğim lakin sonradan msn canavarına dönüşmüş arkadaşlarımdan nefret etmeme neden olan program.

Elvis has left the building...Gracias.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

"Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz"...

"Aynı sularda/nehirde iki kez yıkanılmaz" sözü Herakleitos'a ait bir söz olup, sembolik bir anlam taşır.

Tanrı insana aynı zaman, aynı mekan, aynı şartlardaki bir fırsatı sadece bir defa verir; onu değerlendirip derğerlendirmemek insanın elindedir. Buna benzer başka bir fırsat geldiğinde ise ne ortam ne de siz aynı değildir artık. Yani alınması gereken dersi zamanında almak gerekir.

Evrende herşey değişir, hiçbirşey aynı kalmaz, herşey akar, herşey hareket eder. Bu nedenle aynı nehre bir daha girdiğinizde su da aynı su değildir, siz de eskisi gibi değilsinizdir, siz de değişmişsinizdir. Çünkü herşey akar, değişir. Değişim süreklidir.

Yazar : Arzu Kaner ( Izinsiz kullanılamaz )

Bosphorus - Öküz Geçidi

İstanbul boğazı Bosphorus'un eski Latince anlamı "Öküz Geçidi"dir. Bu da bir mitolojik efsaneye dayanmaktadır. O zamanlarda bir güzellik yarışması düzenlenir ve bu yarışmada Afrodit birinci seçilir. Bunun üzerine Zeus, eşi Hera'ya farkettirmeden Afrodit ile buluşmak ister. Bu nedenle Afrodit'e boğazın diğer yanında bir mağarada randevu verir ve bu randevuya giderken iki yaka arasında gökkuşağından bir köprü oluşturur. Kendisi de altın boynuzlu bir öküz şekline girerek bu köprüden geçer ve Afrodit ile buluşur. İşte bu nedenle İstanbul Boğazı'nın adı Bosphorus yani eski anlamıyla "Öküz Geçidi" olarak kalmıştır.

Diğer bir versiyona göre Zeus, Afrodit ile değil İo ile buluşur. Şüphelendiği için yanlarına gelen karısı Hera'dan İo'yu saklamak için, kızı bir öküze dönüştürür. Hera şüpheleri geçmediğinden bu öküze sinekler musallat eder. İo da sineklerden kurtulabilmek için boğazın bir tarafından öteki tarafına doğru koşarak kaçmaya başlar. Bu nedenle Öküz Geçidi denmektedir.

Bunun gibi birkaç versiyon bulunur ama ana tema, ya Zeus ya İo ya da Afrodit'in öküz şeklinde boğazdan geçtiğidir.Bu ad, Yunanca "öküz" demek olan Boô ile "geçit" anlamındaki ôqo sözcüğünden türemiştir.

What the Internet is doing to our brains?

Edge.org'taki ilginç bir tartışma konusunu paylaşmak istiyorum, hepimizi ilgilendiriyor:(İngilizce içerik )

http://www.edge.org/documents/archive/edge250.html#carr
What the Internet is doing to our brains - Is Google making us stupid?
By Nicholas Carr ( And other comments under this article )